BAĞLILIK ve BAĞIMLILIK ÜZERİNE: BİR KÜÇÜK NAVARO DEMECİ

Şeyma Nur Yağcı
Psikolojik Danışman

Bağlılık veya bağımlılık gereksinimleri birer insani ihtiyaç olmakla beraber yakın ilişkilerde cinsiyet fark etmeksizin yaşadığımız kaçınılmaz duygu durumlarıdır. Özerklik karşıtı bir anlam ifade eden bağımlılık, toplum içerisinde kadın ve erkek için çok ayrı tanımlar halini almıştır. Sosyal düzen ve geleneksel aile yapısı, erkeğe dış dünyada kadına ise ev içinde rol ve sorumluluklar yüklemiştir. Biçilen roller gereği erkeğin bağımsız hissederek ve zayıflık göstermeyerek güçlü kalınabileceği ortaya koyulurken kadının ise ev içindeki sorumluluklarının devamlılığı bakımından sosyal ve ekonomik bağımlılığına istinat ettirilmesi meydana gelmiştir.

Bağımsızlık, bir erkek için olumlu ve özenilir olarak görülür ve onaylanırken kadın için olumsuz, kabul edilmesi uygun olmayan ve imtina edilmesi gereken bir olguyu ifade eder. Toplumsal bir varlık olan kadın ve erkeğe özgü biçilen bu kültürel roller, gerçek kişilik nitelikleri değildir. Kadın bağımlı, pasif, kendine yetemeyen, çaresiz ve talepkar olarak tanımlanarak gösterdiği fedakârlık, alçakgönüllülük ve uyumluluk gibi erdemli davranışları özünden ve amacından uzaklaştırılmış, istenilmeyen bir biçimde anlamlandırılmıştır. Diğer bir ifadeyle bağlılık adı altında bağımlılık kavramına kadınsı bir mana yüklenmiştir. Öte yandan bu sıfatlar kadının en önemli niteliğiymişçesine sunulur, kabul edilir ve toplumca pekiştirilir olmuştur. Kadının bu edilgin duruşu toplum tarafından öyle benimsenmiştir ki kendisi veya gelişimi için bir fikir ya da eylem oluşturmaya kalkması onun bencil yapıda olduğuna yorumlanır. Toplumun dayandırdıklarıyla çelişen bu istek ve eylemler hiç de hoş karşılanmaz. Çünkü bencillik kadına yaraşır olmayan bir davranış biçimidir. Oysa bencilliğin karşı cinsteki tanımı özerklik, erkekliktir. Küçük yaşlardan beri erkek çocuklarında desteklenen bu davranış biçimi, toplumda hoşgörü ile karşılanır. Hatta toplum ahlakına aykırı davranışlar söz konusu olsa dahi davranışı sergileyen cinsiyetin erkek olması halinde bağımsızlık olarak adlandırılır ve kabul görür. Diğer yandan erkeksi bulunmayarak yadsınan bağlılık ve bağımlılık kavramlarını taşıyan davranışlar, birey tarafından sergilenmesi halinde kılıbıklık veya korkaklık olarak adlandırılarak ötekileştirmelere yol açar.

Sonuçlandırıldığında ise cinsel rol anlayışımız gereği erkek de bu duyguları kendi özüne yabancı sayarak reddeder veya reddetmek zorunda bırakılır.

Toplumumuzun adlandırmada bulunduğu veya lakablandırdığı bir diğer yakıştırma ise ‘erkek gibi kadın’ ifadesidir. Güvenli, kararlı, başına buyruk, ne istediğini bilen ve açıkça ifade edebilen kadınlara erkek gibi kadın lakabının yüklenme sebebi ise bu sıfatları ve bulundurduğu gücü kullanmanın erkeklere ithaf edilmesi; kadının ondan beklenildiği gibi olmayan, beklenilenin dışında veya tersine sergilediği güçtür. Kadınsı davranış biçimiyle uyuşmadığından bu güç, toplumca hoş karşılanmayarak söz konusu adlandırmayı doğurur.


Doğumundan itibaren bağımlı davranışlar sergilemeye eğitildikleri saptanan kadınlar; yetiştikleri olumsuz çevrede dayatılan birçok kısıtlama, yasak, davranış kalıbı, müdahale ve varoluşuna özdeşleştirilen davranışlarla sistematik bir şekilde öngördükleri bağımlılık eğitimi sonucunda kendini edilgen, çaresiz, güvensiz ve bağımlı hissetme durumları kaçınılmaz ve giderek benliğe mal olan acı bir sonuçtur. Bahsedilen yapılaşma ve kültürümüz, kadının ekonomik ve sosyal varoluşunu erkeğe bağımlı kılmayı gerçekleştirirken oturttukları sevgi çerçevesi içinde, romantik bir bağlılık olarak sunulması sonucunda kadının kendini bağımlı hissetmesi pek tabii bir sonuçtur. Zira çevreden aldıkları eğitim sonucunda öğrenim görmüş, bir meslek ve gelir elde etmiş kadınlar bile bu kavramı sorgulamaksızın varoluşunu bir erkeğe delege etmeyi kabul edebilmektedir.
Aile bireyleri tarafından aldıkları tepkiler önemli bir neden olmakla beraber kadınların bağlılık, duygu ve ihtiyaçlarını erkeklere göre daha sık, kolaylıkla ve korkmadan dile getirmeleri öğrenilmiş gerçeklerdendir. Ancak ironi barındıran durum şudur ki; aldığı eğitim ve pekiştireçler sonucunda, yaşamı boyunca alışmış ve geliştirmiş olduğu ilişki ve yakınlık gereksinimini bir erkekle kurduğu beraberlik içerisinde karşılanmama halini dile getirdiği takdirde kadın, bağımlılık mahiyetinde hoş karşılanmaz ve eleştirilere hedef olur.
İlişki içerisinde farklı konumlara sahip olan kadın ve erkek, birbirlerine biçilen beklenti ve davranışlar yönüyle de ayrışırlar. Geleneksel beklentilere göre evin bakımını üstlenen kadın, erkeğin sürekli yanındadır ve onu dinler, takdir ve hayranlığını belirtir, destekler, yüreklendirir ve yüceltir. Kendisine addedilen bu görev halini almış beklentileri karşılaması sonucunda ancak iyi bir kadın tanımına sahip olur. Öte yandan birlikteliğinde gösterdiği bu bağımlılığı, sevgi ve şefkat ihtiyacını aynı tarz da erkekten bekleyen kadının ne yazık ki bu beklentisi gerçekleşmez. Genelde tek taraflı kalan, ihtiyaçları karşılanmayan kadın doğal karşılanan bu durumu dile getirdiğinde ise talep ve davranışları küçümsenir ve yanlış yorumlanır. Bir süre sonra bu durum kadın için psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıklara sebebiyet verebilir.


Taraflardan birinin bir davranışı veya sorumluluğu fazla yapması sonucunda diğerinin bu sorumluluğu az yapar hale gelmesi yakın ilişkilerde çok geçerli bir etkileşimdir. Bu sebeple genelde kadınlar ilişkinin duygu yüklemesi haline gelirken erkekler duygusuzlukla suçlanır. İlişki içerisinde kendinden vazgeçmeyi ailesinden küçük yaşta öğrenen kadın, sevgi göstergesi olarak yetkin ve etkin olma duygusunu erkeğine sunarak onun erkliği altına girer ve kimliğini güçlendirir. Bu sayede sosyal yapılaşmadaki cinsel roller de yerini bulmuş olur. Navaro’ya göre kadınlar kendilerini bağımlı, güçsüz ve edilgen kılmakla aile sisteminin ve düzenin devamlılığını ve stabilitesini sağlamaktadırlar.
Erkeğin korumacılığını sağlamak kadınsı olmanın en önemli özelliklerindendir. Bağımlı ve güçsüz görünerek erkeğin güç gösterisini ve narsisizmini besleyen kadınlar, birçok hikâyede yer almaktadır. Doğrusunu isterseniz kadınların özerkliği, kültürel açıdan tehlikeli yorumlanır. Kadınların güç, yetenek ve potansiyellerini kullanmaları, meslek ve gelir sahibi olmaları, ev dışında çalışmaları gibi durumlarda aile sisteminin bozulacağına inanılır.


Sonuç olarak cinsel rollere yüklenen bağımlılık duygusunun biçimi nedeniyle ilişkiler oldukça zarar görmektedir. Öte yandan kadınlar, öğrenilmiş çaresizlik davranışları sergileyerek kimliklerinden vazgeçmektedirler. Gerçekte hem kadın hem erkek, onlara biçilen cinsel roller içerisinde kandırılmış ve sıkıştırılmışlardır. Bireylerin yakın ilişki de ihtiyaçlarını dile getirebilmesi, karşılıklı destek ve gelişim gösterebilmesi, duygu ve düşüncelerine karşılık verilmesi, güven duyguları inşa edilmesi gibi değerli ve önemli hissettiren tutum ve davranışların sergilenmesi sonucu ise sağlıklı bağımlılık doğabileceğini söyleyen Navaro’ya göre; erkek ve kadın cinsel roller dışında, insan olarak birbirlerine ihtiyaçlarını ve kaçınılmaz bağımlılıklarını kabul edebilme ve söyleyebilme gücüne sahip olduklarında, gerçek birliktelik gerçekleşebilecektir.

By PDR Gazetesi

Türkiye’nin ilk PDR Gazetesi. Ruh sağlığı alanının en yetkin meslek grubu olan PDR'den haberlerin, etkinliklerin bulunduğu platform.

Bir Cevap Yazın