ETKİLEYİCİ BİR PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK ÖYKÜSÜ: BAL ÜLKESİ FİLMİ

Yasemin ŞENGÖR Uzman Psikolojik Danışman

Bal Ülkesi, 92. Oscar adaylığı ile dikkatleri üzerine çeken, 2019 yapımlı etkileyici bir belgesel. Balkanlar’ da, elektriği, suyu olmayan, sakinlerinin terk ettiği bir köyde yaşayan Hatice’ nin yaşam öyküsünden bir rutini konu edinen yapım, yatalak annesi ile birlikte yaşam mücadelesi veren bir kadının duygusal dünyasından da çarpıcı kesitler sunuyor.

Filmin ana kahramanı Hatice, arıcılık yapıyor. Arcılık konusunda film bütününde Hatice’ nin oldukça deneyimli olduğunu ve temel felsefesinin ‘işini doğaya zarar vermeden, doğanın dengesini bozmadan yap’ olduğunu görüyoruz. Filmin başında onun yaşamı etrafında gelişen durumsal öykü, köye mevsimlik olarak gelen Hüseyin ve ailesi ile birlikte farklı bir eksende gelişmeye başlıyor. Ve bu noktada tamamen belgesel yapımcılarından ve kurgudan bağımsız, doğal olarak gelişen; ekolojik denge ile kapitalizmi karşı karşıya getiren ibretlik bir hikayeyi izliyoruz.

Hatice’ nin Saçları ve Kadınlık Algısı

Hatice, 1963 doğumlu; 56 yaşında, kardeşlerini küçük yaşlarda kaybetmiş, yatalak annesi ile birlikte hemen sakinlerinin terk ettiği bir dağlık bir köyde yaşıyor. Aynı zamanda film bütününde arıyı sudan çıkarma, kaplumbağayı kurtarma, yemeğini hayvanlarıyla paylaşma sahnelerinde, komşularının çocuklarıyla iletişimine dönük sahnelerde vurgulandığı gibi merhametli ve iyi yürekli bir insan. Balcılık ile oldukça deneyimli biçimde ilgileniyor ve karnını doyurabileceği kadar bal üreterek dönem dönem Ürgüp pazarında balı satıyor. Bu satışların karşılığında eline geçense annesi için aldığı muzlar. Bunun yanında bir de günlük bir pazar alışverişi rutininde, kendine kestane rengi saç boyası aldığını görüyoruz. İnsanlardan uzak, sadece günü kurtarmaya ve karnını doyurmaya odaklı bir yaşam içinde onun saç boyası alması, Hıdrellez’ de eski geleneklere uyarak saçını boyaması, geceleri saçını taraması belgesele metaforik olarak yorumlanabilecek bir ivme kazandırıyor.

Hatice’ nin rahat koltuklarımızda, konforlu hayatlarımız içinde izlediğimiz zorlayıcı yaşamında zaman zaman kendine gösterdiği özen, saçların metaforik anlatımı üzerinden kadınlığı ile de yüzleşmesi, komşularının çocuklarını eğlendirirken bir yandan da kendini de eğlendirmesi, onlarla dans etmesi, salıncakta sallanması, psikolojik sağlamlık kavramını hatırlatıyor.

Tamamlanmamış İşler Olarak Evlilik

Hatice, güçlü bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Onun içindeki yaşama sevincini görebiliyoruz. Kendine gösterdiği özende, çevresine karşı merhametli tutumlarında, annesine karşı sabrında, arılarının öldüğü, aç ve parasız olarak girdiği kış mevsiminde bir radyodan gelen müzikle mutlu olmasında psikolojik sağlamlığın izlerini buluyoruz. Hatice, tüm zorlayıcı yaşam koşullarına rağmen, an’ı hissedebilen, buradayım, yaşıyorum diyebilen bir portre.

Bunun yanında Hatice’ nin yer yer geçmişle hesaplaştığı, duygusal dünyasının derinlik kazandığı zamanlar oluyor. Bu hesaplaşmalarda içinde kalan düşünce ‘evlenip çoluk çocuk sahibi olsaydım, buralardan gitmiş olurdum. Hayatım daha farklı olurdu’ şeklinde karşımıza çıkıyor. Fakat daha önemlisi Hatice’ de bu düşüncelerin, onun yaşamını alt üst edecek derecelerde olmayışı. Hatice’ nin yer yer tamamlanmamış bir iş gibi değindiği, içinde bir ukde gibi kalmış, çocuk sahibi olmamasına yönelik düşünceleri onun ruhsal dünyasında yıkımlara yol açmıyor. Onda bu düşüncelere bağlı olarak gelişmiş davranış sorunları görmüyoruz.

Ekolojik Denge ve Kapitalizmin Çatışması

Bal Ülkesi, bireylerin hayatının doğal ortamında gözler önüne serildiği, gerçek bir yaşam kesiti. Dolayısıyla da yapımı 3 yıl süren belgesel, bu süre içinde terk edilmiş köşe göçebe olarak gelen bir aileyle birlikte, Hatice’ nin hayat rutinini yansıtma çizgisinden farklı bir boyuta da girmiş. Hayvancılık yaparak çocuklarının okul parasını kazanmak isteyen Hüseyin ve ailesinin göçebe olarak köye yerleşmesiyle beraber gelişen olayları, Hüseyin’ in Hatice’ den öğrendiği balcılık işine soyunmasını ve ekolojik dengeyi koruma felsefesinden uzak, tamamen para kazanmaya odaklı ve kapitalist yanlısı yaklaşımının götürdüğü trajik sonu izliyoruz.

Hüseyin’ in para kazanmak için ekolojik dengeyi bozmak da dair her tür yolu deneyen yaklaşımlarına karşı Hatice’ nin hakkını arama mücadelesini hukuki boyutlara taşıması ise filmde oldukça çarpıcı bir detay olarak karşımıza çıkıyor.

Bal Ülkesi filmini; terk edilmiş, dağlık bir köyde yatalak annesi ile tek başına yaşayan ve geçimini sağlamaya çalışan Hatice’ nin hayatı ekseninde etkileyici bir psikolojik sağlamlık öyküsü olarak izledim. Hatice’ nin metaforik biçimde psikolojik sağlamlığı anlatan hacıyatmaz oluşunu bana ilk düşündüren; köye göçebe olarak gelen Hüseyin’ in küçük çocuğunu salıncakta salladıktan sonra, salıncağa kendinin de binerek eğlendiği sahne oldu.

Belki de hayat bize ne yaparsa yapsın, nelerle karşılaşırsak karşılaşalım bizi ayakta ve güçlü tutan, içimizdeki yaşama sevincidir.

İçinizdeki yaşama sevincinizi ve varoluşunuzu her türlü zorlayıcı yaşam koşullarına rağmen sürdürmeye olan inancınızı kaybetmediğiniz bir yıl dilerim.

By PDR Gazetesi

Türkiye’nin ilk PDR Gazetesi. Ruh sağlığı alanının en yetkin meslek grubu olan PDR'den haberlerin, etkinliklerin bulunduğu platform.

Bir Cevap Yazın