Arkeolog olmak isterken Analitik Psikoloji’ nin babası oldu:

Carl Gustav JUNG

Evliliklerinin üzerine kara bulutların çöktüğünü sezinlemek beni huzursuz ediyordu.

Carl Gustav JUNG, 26 Temmuz 1875′ te İsviçre’ de doğar. Papaz bir babanın oğludur. Annesi, bir ilahiyatçı kızı, dedesi ise hekimdir. Jung’ ın çocukluk ve ilk gençlik anıları içinde gerek anne gerekse babanın etkisi ile din ve din üzerine düşünsel süreçler, önemli ve baskın kavram ve yaşantılardır.  

Anne ve babasının 1878 senesinde kısa süreli bir ayrılık yaşaması, Jung’ ı olumsuz biçimde etkilemiştir. Yıllar sonra yazdıklarında o dönemde fiziksel yakınmaları ile egzama hastalığını da bu ayrılığa bağlar. Annenin bir  hastanede psikiyatrik tedavi gördüğü dönemde oldukça zorlanmış, bu dönemin travmatize etkilerini yıllarca taşır. Çocukluk yıllarında başlayan gece korkuları ve özellikle babasının rahip kimliğine dayandırılabilecek hayaller, annesinin öğrettiği bir dua üzerinden Hz. İsa ile ilgili algıları ve bu süreçte yaşadığı yoğun düşünsel deneyimler; bayılma nöbetlerine sebep olur.

 Anılar, Düşler, Düşünceler’ de çocukluk anıları içinde anne ve babasının evliliklerinin sarsıcı yanına dikkat çekmiş, anne ve babasının kısa süreli ayrılığından etkilendiğini belirtmiştir.

İki ayrı kişiliği olduğundan kuşkum yoktu.

Yazılarında annesinden iyi, yumuşak ve sevecen-sert ve katı biçiminde değişken kişilikli olarak bahseder. Annesini, 82 yaşında yazmaya başladığı anılarında iyi bir anne ve iyi bir dinleyici olarak hatırlamaktadır ancak aynı zamanda biri zararasız ve insancıl diğeri ise ürkütücü iki kişiliği olduğuna dair inancını da saklamaz.

Hristiyanlığa kabul edilme törenim için sahip olmam gerekli bilgileri bana babam veriyordu ve sıkıntıdan patlıyordum

Jung’ ın babası ile olan anılarında, babanın papaz kimliğinin baskın olduğu görülür. Jung ın baba portresinde Tanrı’ nın iyilik ve ihsanı üzerine vaaz veren, konuşmaları cansız ve yüzeysel, kalıplarının dışına çıkmak istemeyen, buna zorlandığında öfkelenen bir mizaç baskındır.

Geçmişin bir parçasının bir daha geri gelmemek üzere sona erdiğini düşündüm.

Baba üzerinden yazdıklarında Jung’ ın eleştirel düşünce yeteneğini ön plana çıkardığı ancak buna karşılık babanın düşünmeden ve anlamadan inanma yanlısı tutumunu reddettiği görülmektedir. Çevresindeki baskın dinsel görüşleri ısrarla reddetmektedir ve düşünerek, anlayarak inanmak istemektedir. Babasını bu konuda değiştiremeyeceğini fark ettiği günü, insanlarla ve kilise ile bir kopuş olarak tanımlar. Babası ile arasında hayat boyunca kapanmayan bir uçurumun varlığından söz eder.

Beni kendime karşı yabancılaştırdıklarını fark ettim.

Jung, çocukluğunu içedönük bir mizaçla geçirdiğini kabul etmektedir. Okuma yazmayı, okula başlamadan önce öğrenir, altı yaşını doldurduğunda okula başlar ve babasından Latince dersleri alır. Okul yıllarına dair anılarında geceleri gördüğü halüsinasyonlar ve okul arkadaşları ve ailesi ile olan ilişkilerindeki derin farklılıklar baskın temalardır. Okulda arkadaşları arasında aktif bir çocuk olan ve evdeki kişiliğinden bambaşka bir portre yansıtan Jung, bu durumu ‘Benliğim parçalanmış gibi geliyordu, bundan korkuyordum’ şeklinde açıklar.

Büyük dünyanın bir parçası oldum.

Kasabadan koparak Basel’ de bir okula gitmeye başlayan jung için lise yılları, hayatında bir dönüm noktasıdır. Kent insanı ile karşı karşıya kalması, onu ailesin in durumu ve yoksullukları ile yüzleştirmiştir.

Zor durumda olduğumu kimsenin anlamaması beni dehşete şürüyordu.

Carl Gustav JUNG, lise yıllarında okulda sıkıldığını belirtir. Özellikle Matematik dersine karşı bir antipati geliştirmiş olduğu, anılarında anlaşılmaktadır. Öyle ki Matematik derslerini bir işkence olarak görmeye başladığını ifade etmiştir.

12 yaşında olduğum yıl kaderim değişti

Jung, 12 yaşındayken bir çocuğun omuz darbesi ile baygınlık geçirir. Bu baygınlık nöbetleri, daha sonra okula gitmemek için bir araç haline gelir ve psikolojik olarak tekrarlamaya başlar. O dönemde altı aydan fazla bir süre okula devam etmez ve bu durumu anılarında ‘benim için bir bayramdı’ biçiminde nitelendirir. Babasının ziyaretçilerinden birinin ‘çalışamayacak durumda olursa ne yapar bu çocuk’ sözü, hayatını değiştirir. Nevrotik bayılma nöbetleri, yavaş yavaş kesilir ve Jung, babasının kütüphanesinde yoğun bir çalışma temposu ile günlerini geçirir.

Zamanın ve içinde bulunduğum ortamın, insanı çalışıp geçimini sağlamaya zorladığını anlamıştım.

İlk gençlik yıllarında meslek seçimi konusunda temel ve sosyal bilimler arasında kararsızlıklar yaşar. Tabii bu evreye geçmeden önce babasını, din adamı olmak istemediği konusunda ikna etmesi gerekmiştir. Lise eğitiminin sonuna doğru en çok arkeolog olmak istediğini fark eder ancak arkeoloji eğitiminin bulunmadığı Basel’ den başka bir yerde üniversite eğitimi alacak durumu olmadığı için bu hayalinden vazgeçer. Fen ve sosyal bilimler arasında Fen bilimlerini seçer ve ‘geçimimi nasıl sağlayacaktım’ sorusu üzerine akademik alanda kararsızlığı ve meslek seçimine yönelik gelgitleri, biraz da ani bir şekilde tıp okumaya karar vermesi ile sonlanır. Tıp okumaya karar verir ve Basel’ de tıp eğitimine başlar ve 1902′ de doktorasını tamamlar.

Kendimle ilgili iki farklı görüşüm vardı

İlk gençlik yıllarında Jung, 1 ve 2 no’lu kişilikler olarak, kendisine dairi iki farklı görüşe sahiptir. 1 no’ lu kişilikte hırslı, orta düzey bir yeteneğe sahip, münzevi ve tutucu bir mizaç bulurken, 2 no’ lu kişilikte 1’ no’ lu kişiliğin baskısı altında kendini ifade edemeyen ve 1 no’ lu kişiliği zor bir görev olarak gören bir taraf bulmaktadır. Sonraki dönemlerde 1 no’lu kişiliği ışığın taşıyıcısı, 2  no’ yu ise gölge olarak tanımlar.

Geçmişin bir parçasının bir daha geri gelmemek üzere sona erdiğini düşündüm.

1892- 1894 arasında geçirdiği dönemde, babası ile olan ilişkileri oldukça çatışmalı geçer. Babasının öfke nöbetleri ve gergin kişiliğinin kaynağında inancını bulur. Babası ile sonradan ‘verimsiz’ olarak nitelendireceği, keskin tartışmalara girer.

1895 yılını9n ilkbaharında Basel Üniversitesi’ ne başlar. Aynı yılın sonuna doğru babası, yatalak olur ve 1896 senesinde babasını kaybeder. Babasının kaybının ardından maddi olarak öğrenimini güçlükle sürdürse de tıp eğitimi yıllarından ‘öğrencilik yıllarım güzeldi’ olarak bahseder.

Öznel deneyimimden nesnel yaşamım doğdu.

Jung, tıp eğitiminin sonlarına doğru dahiliye ve cerrahi arasında kararsız kalır, psikiyatri derslerine ise ilgisizdir ancak Krafft-Ebing’ in Psikiyatri ders kitabından etkilenir ve bu kitapla birlikte kendi ifadeleri ile ‘psikiyatrinin cazibesine’ kapılır. Psikiyatriyi seçer.

10 Aralık 1900 tarihinde Zürih Burghölzli Akıl Hastanesi’ nde asistan olarak göreve başlar. O yılları, çıraklık dönemi olarak adlandırır. O dönemde ‘ruhsal hastalığı olan birinin içinde gerçekten neler oluyor?’ sorusu ile ilgilenir.

1903 yılında Emma Rauschenbach ile evlenir. Bu evlilik Emma’ nın ölmüne dek, 52 yıl sürer. Emma Jung, psikyatrist ve yazardır. Emma ile Carl Jung’ un evliliğinden  Helene Hoerni, Gret Baumann, Marianne Niehus, Agathe Niehus, Franz Jung-Merker dünyaya gelir.

1905 senesinde Zürih Üniversitesi2 nde Psikiyatri dersleri vermeye başlar. Aynı yıl getirildiği Psikiyarti Kliniği başhekimliğinden özel çalışmalarına zaman ayırmak için ve yoğunluğundan istifa eder.

Freud’ un yaşammdaki yerini saptamak ve ona doğru bir biçimde davranmak benim için zor oldu.

Jung, Freud’ dan 19 yaş gençtir. Freud’ un kitaplarını mesleki gelişimi için özellikle inceler. 1903 senesine Düşlerin Yorumu’ nu inceler ve Freud ile bastırma konusunda hemfikir olamayacağını far eder. Rüyalar kitabını okuduktan sonra, Freud ile tanışmak isteyen Jung, onunla önce mektuplaşır. Tanışırlar. Güçsüz gördüğü babasında bulamadığı otorite figürünü Freud’ da gören Jung, Freud için büyük oğuldur.

Jung, yapmış olduğu çağrışım deneylerinde Freud’ dan bahsedip bahsetmeme arasında bocalasa da Freud’ un safında yer almaya karar verir ve bu durumu, ‘Freud’ un çalışmalarından habersizmiş gibi davranırsam bu bir aldatmaca olur. Yaşamını bir yalanın üzerine kuramazsın, ’ sözleri ile ifade eder.

Dostlukları uzun sürmez. 1913 yılında yollarını kesin olarak ayırırlar. Bu yol ayrımı hakkında Jung’ un anılarında yazdığı, babası ile yaptığı tartışmaları hatırlatır. Babasının din üzerine  olan her şeyi tartışmadan, düşünmeden kabul eden ve inanan yanına karşı çıkışı, Freud ve Jung ayrımını anlamak için önemli bir bilgidir. Freud’ un Jung’ a ‘Sevgili Jung, cinsellik kuramından hiçbir zaman vazgeçmeyeceğine bana söz ver’ demesi, ‘doğma, tartışmaya açık olmayan bir inançtır’ şeklinde düşünen Jung’ un kabul edemeyeceği bir durumdur. Freud’ un sözleri, aralarındaki ilişkide derin bir çatlağa sebep olur.

Dayanacak bir şey bulamadığım için sanki havada asılı kalmıştım.

Freud ile yollarını ayırdıktan sonra Jung, 1913-1917 yılları arasında kendi bilinçdışı psişesini anlamaya çalıştığı, nevrotik bir dönem geçirir. Bu dönemde, mesleki açıdan da hastaları ile ilişkileri ve hastalarına yaklaşımı konusunda içsel sorgulamalar yaşar. Hastaları ile ilişkilerinde bir kuram üzerinden baskıcı tutumla gitmek yerine, onları dinlemeyi ve ‘sizce bu ne anlama geliyor?’ şeklinde sorularla konuşturmayı tercih eder.

Kompleks, içedönük ve dışadönük, gölge, arketip (enerji kompleksler), kolektif (toplumsal) bilinçdışı, anima, animus kavramlarını ortaya attığı, üretken ve yaratıcı bir hayat yaşar. Eserleri, onlarca cildi bulmakta, kavramları birçok sanat ve bilim dalında kullanılmaktadır.

1955 yılında eşi Emma’ yı kaybettiten sonra sessizliğe çekilmiş, 6 Haziran 1961 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

By PDR Gazetesi

Türkiye’nin ilk PDR Gazetesi. Ruh sağlığı alanının en yetkin meslek grubu olan PDR'den haberlerin, etkinliklerin bulunduğu platform.

Bir Cevap Yazın