Carl Gustav Jung – Liber Novus (Kırmızı Kitap)

Mücahid ARSLANTAŞ

     C.G. Jung C.G. Jung’un 1914 ile 1930 yılları arasında üzerinde çalıştığı Kırmızı Kitap,  Jung’un takipçileri tarafından seksen yılı aşkın bir süredir bilinse de ancak 2009 yılında yayımlanmıştır. Yayımlanmasıyla psikoloji dünyasında büyük yankı uyandıran kırmızı kitap, kollektif bilinçdışı, persona, anima, animus gibi kavramlardan oluşan temel kuramının nasıl ortaya çıktığını Jung’ un kendi kaleminden okuma fırsatı sunması bakmımından da kayda değerdir. Kategoriler ötesi olarak da nitelendirilen eser, Jung’un içsel deneyimi vasıtasıyla psikanalizi bir tedavi yöntemi olmaktan çıkartıp bireyin kendini tanıma ve “bireyselleşme sürecini” yaratma aracına nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.  Bu yönüyle modern tarihin hakiki vizyonerlerinden birini yarattığı söylenen Kırmızı Kitap, yüzyıllardır insanın yegane sorunsalı olan insanı tanıma serüvenine de ışık tutuyor.

Kırmızı Kitap, psikanaliz tarihinin ötesine geçerek C.G. Jung’u Karl Marx, Georg Orwell ve tabii ki Sigmund Freud gibi devrim yaratan düşünürlerin arasına yerleştiren ve Jung okurları için başucu kitabı sayılabilecek bir eser. Kitabın yazılma fikri ise 1912 yılında Jung’un gördüğü rüyalardan esinlenmesiyle ortaya çıkmışsa bile sistemli biçimde kitabın yazarı tarafından kaleme alınışı 1914 yılına rastlar. C.G. Jung, Freud ile yolunu kesin biçimde ayırdıktan sonra başladığı içsel betimlemelerini kaleme alırken, yazdıklarını bilimsel makalelerden ayırarak bir sanat olarak görmeyi tercih etmiştir. Bu noktada yer yer sanat ve sanat tarihinden de güç alarak yazdıkları, lirik ve epizod düzenle ele alınmıştır.

     Karmaşık ve bir o kadar heyecan verici içsel deneyimlerin ve tatminlerin yer aldığı Liber Novus, Jung okumalarında yer yer yardımcı kitaplara başvurarak anlaşılabilecek, ağır ancak okurun beklentilerini karşılayabilecek ve okuru düşünsel bir dünyaya çekecek bir eser.

Kitabın İçinden Bazı Pasajlar

– Derinliklerin tini anlayışımı ve bütün bilgimi aldı, onları açıklanamaz ve paradokslu olanın hizmetine verdi.

– Ruhum neredesin? Beni işitiyor musun? Konuşuyorum, sana sesleniyorum. Orada mısın? Bütün ülkelerin tozunu ayaklarımdan silkeledim ve sana geldim, seninleyim.

– İkinci gece ruhuma seslendim: ‘’Bitkinim ruhum, gezginliğim ve kendimi kendi dışımda arayışım çok uzun sürdü.

– Yazgı… Yazgı ne zor! Ruhuna doğru bir adım atarsan, önce anlamdan yoksun kalacaksın. Anlamsızlığa, sonsuz düzensizliğe gömüldüğünde inanacaksın. Haklı da olacaksın!

– Bir suçluluk duygusu bana eziyet ediyor. Vicdan azabı mı bu? Dönmek isterdim ama yapamıyorum. Tanrı’nın annesini tüm görkemiyle çocuğuyla birlikte görüyorum.

– Gizemlerin kapısı ardımdan kapandı. İstemimin felç olduğunu ve derinliklerin tininin beni ele geçirdiğini duyumsuyorum.

– Peki, kötülüğün ne olduğunu, erdemlerin tam arkasında durduğunu, onların aynı zamanda erdemlerin kendisine ait olduğunu, onların kaçınılmaz tözü olduğunu biliyor muydun?

By PDR Gazetesi

Türkiye’nin ilk PDR Gazetesi. Ruh sağlığı alanının en yetkin meslek grubu olan PDR'den haberlerin, etkinliklerin bulunduğu platform.

Bir Cevap Yazın