OKUL KAYGISIYLA BAŞ ETME

Psk. Dan. Rukye Bilgiç
Her eğitim-öğretim yılının başında birçoğumuz şahit olmuşuzdur, okul bahçelerindeki çocuk seslerine… Sizce bu sesler, sevinç ve heyecandan mı yoksa korku ve kaygıdan mı?

Gelin hep birlikte okulun ilk günlerindeki sürece göz atalım. MEB eğitim-öğretim yılına ilköğretim birinci sınıfa başlayacak öğrencileri, okula uyum haftası kapsamında ara sınıf öğrencilerinden bir hafta erken başlatır. Bu uygulamanın işe yararlılığı elbette yadsınamaz ancak uygulamanın 1. sınıf öğrencilerinin oryantasyonu için tek başına yetmeyeceği görüşündeyim. Her ne kadar bu süreç okul öncesi kademesiyle desteklense de bireysel farklılıklar, aile tutumları, sosyo-ekonomik düzey, bölgesel ve çevresel etkenler gibi ara değişkenler bu sürecin sağlıklı atlatılabilmesi hususunda sürece etki edebilmekte!
Konuya kritik dönem temelli Havighurst’un “Gelişim görevleri” çerçevesinden bakacalım:

Bu görevler arasında; Okuma, yazma ve hesap becerilerinin gelişimi, değer yargıları ve ahlaki gelişim, kişisel bağımsızlık, sosyal gruplara ve kurumlara karşı tutumlar ile ilk tutumsal nitelikleri sayabiliriz. Özellikle “ilk tutumsal niteliklerin oluşumu” 6-12 yaş çocukları açısından okulda kazanabilecekleri olumlu veya olumsuz tutumlar açısından kritik olacaktır!..


Başka bir görüş de Ericson’ın Sosyal Gelişim Kuramı’nda “başarıya karşı aşağılık duygusu”nun baskın oluşudur ki burda çocuğun akademik başarısında aile ve okul yaşantısının etkileşimi hissedilir. Nitekim dönemin çevresi; aile, akran ve öğretmendir. Eğer ilişki iyiyse olumlu “başarı” sağlanır. Dönem ilişkisi kötüyse bunu olumsuz “aşağılık” duygusu takip edecektir.


Tüm bunlardan yola çıkarak gelmek istediğim nokta şudur ki ailerin bir dizi kaygı verici süreçten geçecek olan çocuklarının okul çevresiyle ilgili hazırbulunuşluğu, çocuğum eğitim ortamına uyumunda kritik rol oynuyor. Aile diyorum çünkü okul kaygısının özellikle aile ortamından kaynaklanabileceğini düşünüyorum…Gelin bu kaygıyı (kötü bir sonuç doğacak diye duyulan üzüntü, tasa…)çocuk için okul deneyiminin ilk başlangıcı olan okul öncesi dönemden ele alalım. Çocuk, okul öncesi kademesine başlarken yaşamış olduğu kaygı deneyimini sağlıklı atlatamamış olabilir. Örneğin çocuğun kaygısı ailesi tarafından bastırılmış ve kaygısından dolayı utandırılmış birçok konuşmalara şahit olmuşumdur. “Kocaman çocuk oldun, etrafına bak! Kimse senin gibi çocukluk yapıyor mu?, küçük bir bebek gibi mızmızlanma, tamam ağlama ders bitene kadar burdayım!” İşte bu konuşmalar çocukta birinci tür ceza etkisine (hoşa gitmeyen sözler, küçük düşürücü) neden olacaktır… Tüm bunlar ister istemez o yaştaki çocuklar için dehşet verici algılanıp çocuğu yoğun bir ayrılık kaygısıyla mücadeleye itecektir. Çünkü kendini güvende hissettiği evinden ve ailesinden ilk kez ayrı kalacaktır. Kafasında bin bir türlü felaket senaryosunu oluşturmuştur ki okul onun için ıssız çölden farksız olacaktır. Eğer kendisi bu çölde kalacaksa (okul) ya kendisinin ya da annesiyle babasının başına kötülükler gelebileceğini düşünüp durur…Hatta bu kaygılar, bazı çocuklarda yerinde kımıldamadan kalma ya da aşırı ağlama davranışıyla kendini gösterir. İşte bu tür kaygılar ilköğretim düzeyine başlayacak çocuklar içinde geçerlidir. Hatta üstüne daha karışık kaygılar da oluşabilmektedir. Özellikle ilköğretimin ikinci kademelerinde okumakta olan kardeşler varsa ve okulla ilgili olumsuz deneyimler sürekli dillendiriliyorsa, tüm bu kaygılara tuz biber ekleyecektir! Çünkü her yaş döneminin farklı kaygı durumları olduğu gibi farklı öğretim kademelerinde de farklı kaygılar bulunmaktadır. Heleki büyük kardeş olumsuz okul yaşantısını ailesi üzerinde denetim amaçlı kullanıyorsa bu okula yeni başlayacak küçük kardeş için karmaşık ve korku verici bir okul profili oluşturabilecektir. Çünkü bunlar daha önce çocukta oluşan okul öncesi kademesine ait şemaya uymayacaktır…Bu henüz öz denetimini kazanamamış çocukta bir dengesizlik oluşturacaktır. Eğer çocuk bununla baş edemezse bir süre sonra bilinç bunu bastırmaya çalışarak bilinç dışında bedenselleştirme savunma mekanizmasıyla kendini gösterecektir. Yani çocuk okula yeni kayıt zamanından tutunda başlayacak derslere gireceğine değin ya karnın ya da başının ağrıdığını sürekli öne sürecektir! İşte bu noktada ailelere önemli görevler düşmektedir. Aileler bu konuda bilinçli olup bu sürece çocuğu da katarak etkili bir iletişimle sağlıklı atlatabilirler. Bunların başında öncelikle çocuk, okul başlamadan önce yavaş yavaş okula alıştırılmalıdır. En az üç hafta öncesinden okulla ilgili konuşmalar, ebeveyn ve çocuk arasında güvenli, sıcak ve anlaşılır bir etkileşim içinde, sabırla günlük konuşmaların arasında geçmelidir. Çocuğun bu konudaki sorularına da basit ve açıklayıcı şekilde cevap verilmelidir. Ailelerin de çocuğun yaşındayken okula başladıklarını ve benzer kaygılar yaşadıklarından bahsederek bunları normalleştirebilirler. Aynı zamanda süreç içindeki akademik başarılarında da desteklerini esirgemeyeceklerini hissettirebilmelidirler. Özellikle aile ilerleyen süreçlerde çocuğun okul çevresiyle ve hocalarıyla işbirliği sorumluluğunda olmalıdırlar!..Uzman desteğine ihtiyaç duyabileceklerini unutmayıp okul psikolojik danışmanlarıyla da işbirliği sağlayabilmelidirler.

Unutmayalım ki korkular ve kaygılar gibi başarı ve güven de bulaşıcıdır.

By PDR Gazetesi

Türkiye’nin ilk PDR Gazetesi. Ruh sağlığı alanının en yetkin meslek grubu olan PDR'den haberlerin, etkinliklerin bulunduğu platform.

Bir Cevap Yazın