ZİHNİN GÖRÜNMEYEN YÜKÜ AFFEDEMEMEK

Gülsüm TURAY
Psikolojik Danışman

Merhaba sevgili okur yine bir yazıda birlikteyiz. Kendimize döndüğümüz, geçmişi değerlendirdiğimiz, bol bol düşündüğümüz sosyal izolasyon günlerinde üretmek ve sizlerle bir araya gelmenin bana da iyi geleceği düşüncesiyle başladım yazmaya.

Peki, bu günlerde kendimizi dinlemeye başladıkça neler duyuyoruz? Duygularınızın sesine kulak verecek olursanız şayet şu anınıza hangi duygular eşlik ediyor? Öfke, heyecan, kaygı, sevgi, hüzün… Siz duygusal keşfe başlarken ben de yolculuğumuzu biraz yönlendirmek istiyorum. Rica etsem farkına vardığınız duygularınızı bir kağıda yazar mısınız?

Şöyle ki insan, sosyal ve psikolojik bir varlıktır. Dünyaya gelişi ile birlikte kendini keşfetmeye başlar ve çevreye uyum sağlamak zorunluluğu içinde kalır. Bireyin bu kendini keşfetme ve çevreye uyum sağlama süreci, hayal kırıklıkları, mutluluk, üzüntü, kızgınlık, heyecan gibi birçok duyguya ev sahipliği yapar ve insan, duygusal bir döngü içinde zaman zaman yaşantılarını ve hissettiklerini geçmişte bırakırken, bazen de olumsuz duyguların etkisinde uzun süre kalır ve geçmişten kurtulamaz.

Peki şimdi kağıt üzerinde yazdığınız duygularınıza bakacak olursanız bu duyların hangileri şu anınızın duyguları, hangilerini geçmişte yaşadığınız bir olayla bugüne taşıdınız? Bireyin, geçmiş yaşantılarıyla ve getirdiği olumsuz duygulara saplanıp kalmasının en önemli sebepleri arasında affedememek vardır. Bu duygular kendinize, olaya ya da kişilere karşı intikam, küskünlük ya da cezalandırma isteği oluşturuyor mu? Cevabınız evetse affedemediklerinizle baş başasınız demektir.

Bu duygulardan bir anda kurtulmak; öfkemi, kızgınlığımı, nefretimi yok edecek bir çare bulmak istiyorum diyorsanız bu üzgünüm ki mümkün değil. Mümkün olana bakacak olursak duygularımızı sağlıklı bir şekilde o an içinde yaşamak ve kendimizi, olayı ve kişileri affetmektir. Olumsuz duygularımız, olumlu duygularımız kadar kıymetlidir ta ki kendimize ya da bir başkasına zarar vermeden yaşadığımız sürece. Bütün duygularımızı sahiplendikten sonra düşünmemiz gereken affetmeyi özellikle de kendimizi affetmeyi nasıl başaracağımız?

Hata yapma özgürlüğüne sahip olduğumuz ve yaptığımız hatalar ve doğrularla şu anımızı inşa ettiğimizi; kişiliğimizi, dünya görüşümüzü şekillendirdiğimizi unutmamalıyız. Düşünün ki balkonunuzdan mahallenizi izliyorsunuz ve her gün sırtında çok ağır olduğu belli olan iki çuvalla gelip giden biri var. Ne zaman o kişiyi görseniz sırtında çuvallar günün telaşı ile ordan oraya gidiyor. İlk aklınıza gelen şey o çuvalla yürümenin ne kadar zor olacağı ve çuvalları bir köşeye bırakıp işlerini bu şekilde halletmenin ona iyi geleceğidir. Baktığımızda affetmediğimiz her yaşantı belki sırtımızda görünür bir yük değil ama zihnimiz için oldukça ağır bir yük. İşte bizler geçmişin hesaplaşmalarını bırakmadıkça, kendimizi affetmedikçe bugünü fark etmeden yitiriyor, etrafımızdaki fırsatları göremiyor, kendimize ve sevdiklerimize tam anlamıyla dönemiyoruz. Sevilmeye, saygı duyulmaya ve affedilmeye layık olduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Unutmayın dünyaya bir kere geliyoruz ve bu mücadelelerle dolu yolda tökezlememiz, düşmemiz, kalkmamız, koşmamız, çiçekli bahçeleri, zirveleri aşmamız, ağlamamız, kahkahalar atmamız, hatalar yapmamız, doğru kararlar almamız bizden beklenilen ve her insanda olan doğal bir süreç. Önemli olan yolda yürürken sizi siz yapan her halinizi sahiplenmek, sevmek, hatalı buluyorsanız düzeltmek, düzeltmek için artık çok geçse affetmek.


“Kendimi affetmek istiyorum ama bunu tek başıma yapamıyorum.” diyorsanız bir uzmandan yardım almak sizin için çözümün ilk ve en önemli adımı olacaktır. Unutmayın, bu içsel çatışmayı yaşayan ne ilk kişisiniz ne de son. Kendini affetme sonunda büyük bir ferahlık olan isteyen herkesin başarabileceği bir yolculuk, altını çiziyorum; siz yeter ki affetmek isteyin!

By PDR Gazetesi

Türkiye’nin ilk PDR Gazetesi. Ruh sağlığı alanının en yetkin meslek grubu olan PDR'den haberlerin, etkinliklerin bulunduğu platform.

2 thoughts on “ZİHNİN GÖRÜNMEYEN YÜKÜ AFFEDEMEMEK”
  1. Gerçekten çok güzel bir çalışma olmuş. Böyle değerli Danışmanlarımızın yazılarına ağırlık verilmesi gerekir. Tekrar tebrik ediyorum.

Bir Cevap Yazın